Hızlı Randevu-0 372 253 68 41 - GSM: 0 532 490 52 12 Op. Dr. Hasan Çağlar GÜROL - Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı - Akupunkturist

Fitoterapi

İlaçsız bir yaşam mümkün mü ?

Almanya’da bir eğitim esnasında tanıştığım ve aslında Anadolu’nun bağrında binlerce yıldır var olan bir tedavi şekli fitoterapi (Bitkilerle tedavi) her geçen gün mucizeleriyle beni daha da şaşırtmaya devam ediyor.

Fitoterapi, hastalıkların tedavisi amacıyla bitkilerden faydalanılması ve etkilerinin araştırılması bilimidir. Tarih boyunca hastalıkların tedavisinde, doğal kaynaklı tedavi ürünleri doktorların başlıca desteği olmuştur. İlaç teknolojisinin 19.yyın sonundan itibaren baş döndürücü bir hızla gelişmesi bitkisel ürünlerin 2.plana atılmasına sebep olmuşsa da, bitkilerin hastalık tedavilerindeki rolü, yadsınamayacak bir gerçektir. Bugün bile, yaygın olarak reçete edilen binlerce ilacın neredeyse yarısı bitkisel kaynakladır veya bitkilerden elde edilen maddelerin kimyasal taklitleridir. Bugün hastaların dertli olduğu hastalıkların pek çoğunu bitkisel ürünlerle tedavi etmek veya tedavilerini desteklemek mümkündür. Soğuk algınlığından kansere kadar pek çok hastalığın tedavisinde bitkilerin yeri vardır. Yapılan çalışmalar, bitkisel ürünlerin dünyada ne kadar yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir. ABD’de yılda 600 milyon kişi, tedavi desteği almak için Tamamlayıcı Tıp Uzmanı olan hekimlere başvuruyor. 18 yaş üstü toplumun %60’ı yılda en az bir kez bitkisel tedavi ürünü kullanıyor. Almanya’da tedavilerin %66’sında doktorlar hastalarına bitkisel ürün veriyorlar. Japonya’da bu oran %70’leri buluyor. Bu bitkisel tedavileri, bizzat doktorlar hastalarına öneriyor. Ülkemizde ise durum maalesef vahim boyutlarda bulunuyor. Dünya ile kıyaslandığında tedavide bitkisel ürünlerden faydalanma oranı oldukça düşük olduğu gibi kontrolsüz satış ve reklam nedeniyle toplumsal boyutta ne kadar bitkisel ürün kullanıldığını tespit etmek de mümkün değildir.

Türkiye’deki bitkisel ürünlere karşı ön yargılı olunmasının temel sebebi, doktorların fitoterapi konusunda almamaları ve Fitoterapi’ye karşı ön yargılı hareket etmeleridir. Maalesef ülkemizdeki Tıp Fakültelerinde, hekimlere eğitimleri esnasında bir Fitoterapi eğitimi verilmiyor. Mezun olduktan sonra devam eden eğitim programlarında da bir Fitoterapi eğitimi bulunmuyor. Hatta tam aksine genç hekimler, hocaları tarafından bitkisel tedavilerin yanlış olduğu, ilaçtan başka hiçbir maddenin tedavide kullanılmaması bilgisiyle eğitiliyorlar. Bu bilgiyle mesleğini icra eden hekimler de, haliyle bitkisel ürün kullanan hastalarına karşı önyargılı oluyor ve tepki gösteriyorlar. Ülkemizde hekimlerin tepkisel yaklaşımları ve hiç de bilimsel olmayan bir davranışla Fitoterapi uygulamalarını kökten reddetmeleri, bitkisel ürünlerin doktor olmayan, kar beklentisinden başka hiçbir amaçları bulunmayan, insan hayatı konusunda en ufak bir sorumluluk dahi taşımayan bir takım insanlar tarafından kötüye kullanmasına sebep oluyor.

Oysa ülkemizde, hastalığın tedavisi ya da tedavinin desteklenmesi amacıyla bitkilere başvurmamış hasta yoktur. Anadolu’nun zengin tarihi boyunca, halk tıbbı son derece zenginleşmiş ve dünyada nadir bulunan zengin bitki örtüsü halk ilaçlarında kullanılmıştır. Hekimlerin var olan bu gerçeği reddetmeleri, bitkilerin etkinliğini yok etmez. Ama hastanın tedavisi açısından soru işaretleri doğurur; Acaba hasta hangi bitkiyi, ne şekilde kullanıyor? Bu bitkinin etkileri neler? Yan etkileri var mı ? Hastanın kullandığı diğer ilaçlarla etkileşiyor mu? Bu ve benzeri pek çok soru, ülkemiz hekimleri tarafından görmezden gelinir.

Doğru olan yaklaşım, Fitoterapi konusunda hekimlerin eğitim alması ve bitkisel ürünlerin hekimler tarafından, bilimsel anlamda doğru şekilde uygulanarak hastalıkların tedavi edilmesidir. Ancak hekimlerin eğitimiyle ülkemizde bugün bitkisel ürünler konusunda yaşanan kafa karışıklığına çözüm bulunabilir.